Gönül Darlığı 9/1/2008 tarihinde admin YAZDI
İnsan bazen öyle gönül darlığına düşüyor ki, adeta boğulacakmış gibi oluyor ve ruh dünyasının bütün bütün karardığını zannediyor. Böyle bir halden kurtulmanın ve kalbdeki düğümü çözmenin çaresi nedir?
Bu halin tasavvuftaki unvanı "kabz"dır. Lügat itibarıyla, iç darlığı, tutulma, gerilme, sıkılma, avuç içine alınma, canı çıkacakmış gibi olma manalarına gelen "kabz", tasavvuf ıstılahında, insanın, sımsıkı bir münasebet içinde bulunması lâzım gelen ebedî feyiz kaynağıyla alâkasının gevşemesi ve mânevî feyizlerinin kesilmesi sebebiyle, kısmen de olsa boşlukta kalması ve kalbinin kasvetle kasılması demektir. Buna karşılık, sözlüklerde yayma, açma, sergileme, ferah-fezâ bir duruma erme şeklinde tarif edilen "bast" tabiri ise, tasavvufta, gönlün genişleyip şenlenmesi ve zihnin en muğlak meseleleri dahi çözebilecek seviyeye yükselmesi, dolayısıyla insanın ilahî lütufları hissetmesi ve yüreğinin neşeyle atması manalarına gelmektedir.
Kâbız ve Bâsıt İsimlerinin Tecellileri
Mevlânâ'nın ifadesiyle kalb, tecelligâh-ı ilahî deryasının sahilidir. O deryanın tecelli dalgaları devamlı kalb sahiline çarpar durur. Bunlar ışık tayfları gibi değişik şekil ve boylarda olurlar ve uğradıkları yerlerde kendi keyfiyetlerine göre değişik tesirler hasıl ederler. Bu dalgalardan bir kısmı Cenâb-ı Hakk'ın "Bâsıt" ism-i şerifinin tecellileri olarak gelir. Bâsıt; dilediği kuluna ihsan ve lütuflarını bol bol veren, ona güzel bir hayat, daimi saadet ve geniş rızık bahşeden demektir. Dolayısıyla, Bâsıt isminin tecellisi olan dalgalar kalbi inşiraha gark ederler. O engin deryanın bir kısım dalgaları da "Kâbız" isminden neş'et ederler. Kâbız ise; ihsan ve lütuflarını bazen kısan, istediği kulundan servet ü sâmanı, evlâd ü ıyâli, hayat zevkini, gönül ferahlığını alıveren manalarına gelir. Kâbız isminin tecellisi olan dalgalar kalbe gelip çarptığı zaman orada bir sıkıntı, bir kalak ve iç darlığı meydana getirirler.
Cenâb-ı Hakk'ın Kâbız isminin tecellileri mutlaka her insanda tesirlerini gösterir. İnançsız kimselerde bu tesirler, bunalım, stres ve buhran şeklinde ortaya çıkar; onlarda intiharlara sebebiyet veren sâik de çoğu zaman bu türlü bir kabz halidir.
Kadın hakları savunucusu kadın, panelin yapılacağı salona giriyor! Geç kalışının özrünü beyan ediyor:
- Af edersiniz, geciktim.
- Hayrola, trafiğe mi takıldınız?
- Hayır hayır, bizim kadın gelmedi de bu sabah, evden çıkamadım, o yüzden geciktim.
“Bizim kadın” dediği hizmetçisi. Panel başlıyor, söz sırası hanımefendiye geliyor. Öyle bir üslubu var ki zannedersiniz kadın-erkek birbirine düşman iki farklı yaratık! Üç-beş cümle eğitimden söz ediyor. Kadınların eğitimsizliğinin faturasını İSLAMA çıkarırken; evlilik, nikah, boşanma, mirastan aldığı pay ve sosyal hayattan dışlanması gibi konu başlıklarıyla kadınların yaşadığı sıkıntıları anlatıyor uzun uzun. Ve ilginç bir şekilde gelenekleri, adetleri nasıl oluştuğunu araştırmadan dine yamayarak İslam’ı suçluyor. Hele hele kadının ekonomik, sosyal hayattan dışlanmışlığını anlatırken söylediği cümle; “Eve hapsedilip kocasının ve çocuklarının hizmetçisi oldu kadınlar.”
Be kadın, kadınlar senin evine gelip pisliklerini temizleyince, pis çamaşırlarını, pis bulaşıklarını yıkayınca ekonomik, sosyal hayata katılmış oluyor da kendi evinde aynı işleri, kendi eşi ve çocukları için yaptığında nasıl sosyal hayattan dışlanmış oluyor? Bize bunu anlatsana hele!.. Buram buram art niyet kokuyor...
Devami


