<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Ant-i Diyalog Masali</title>
        <description>Diyalogun gerekliligi ve olmasi boyutundaki haklari ve idealleri

Gercekler ile....
</description>
        <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sun, 08 Nov 2009 08:23:49 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Fethullah gülen Hacca gittimi gitmedi yazisina cevaben</title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/fethullah-gulen-hacca-gittimi-gitmedi-yazisina-cevaben_25867461.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/fethullah-gulen-hacca-gittimi-gitmedi-yazisina-cevaben_25867461.html</guid> 
            <description>&lt;b&gt;&amp;Ccedil;amur at izi kalsın mantığıyla yazılmış bu yazıdan daha yeni haberim oldu ve sizlerle paylaşmak istedim&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; Prof. Erdal Atabek fettullah olayının '' p&amp;uuml;f noktasını '' yakalamış..&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Fethullah Hoca, bu kadar dindarligina ragmen HACI degildir.&lt;br /&gt; Mekke'ye de Medine'ye de, KESİNLİKLE, giremez.&lt;br /&gt; Neden mi ?&lt;br /&gt; Şeriat kanunlarına g&amp;ouml;re, Fethullah hoca ŞEYH stat&amp;uuml;s&amp;uuml;ne soyunduğundan ve m&amp;uuml;ritleri olduğundan, Suudi Arabistan sınırları i&amp;ccedil;erisinde ele ge&amp;ccedil;irilirse, hemen katledilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;; İslamiyette şeriatta ve Kuran'da şeyhlere ve / veya tarikat liderlerine yer yoktur.&lt;br /&gt; &amp;Ouml;zetle, Allah ile kul arasina kimse giremez  !!&lt;br /&gt; BUG&amp;Uuml;N&amp;Uuml;N YOĞUN G&amp;Uuml;NDEMİNDE &amp;Ouml;NEMİ DAHA DA ARTTI.&lt;br /&gt; Uyandırın Korkmayın heryerde konuşun konuyu siz a&amp;ccedil;ın Takside taksiciye konuşun Apartmanda kapıcıya konuşun Sakallı gazete bayinize konuşun Eve gelen g&amp;uuml;ndelik&amp;ccedil;iye konuşun.&lt;br /&gt; Anlatın eğer Fethullah dindarsa peygamber gibi ise neden Amerika'da yaşıyor ? Neden Mekke'de Kabe yakınlarında bir malikanede değil de Amerika'da FBI &amp;ccedil;iftliğinde.&lt;br /&gt; S&amp;ouml;yleyin bu zat değilmiydi 25 yıl o cami senin bu cami benim salya s&amp;uuml;m&amp;uuml;k ağlayarak FAİZ haram diyen ? Sorun kapıcınıza peki BANK ASYA nedir ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &amp;Ouml;nce alıştırmanız gerekir. G&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;ye. Seslere. Hareketlere. Sessizliğe. &amp;Ccedil;evrenizde olup bitenlere. Yavaş yavaş alıştırırsınız. Alışırlar. T&amp;uuml;rbana. &amp;Ccedil;arşafa, pe&amp;ccedil;eye. Taşyapı'ya. Oğulların gemilerinin olmasına. &amp;Ccedil;ocukların televizyon kurmasına. Yakınların yolsuzluklarına. Sevgililere alınan evlere. &amp;Ccedil;okeşliliğe. Erkeklerin, kadınların ayrı ayrı oturmasına. Ramazanda &amp;ouml;ğle yemeği verilmemesine. Beyaz takkeyle gezenlere. Hem de &amp;ouml;yle alışırsınız ki size &amp;ccedil;ok doğal gelmeye başlar. Bizde b&amp;ouml;yle deyip ge&amp;ccedil;meye başlarsınız. 'Galiba demokr.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/fethullah-gulen-hacca-gittimi-gitmedi-yazisina-cevaben_25867461.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 08 Oct 2008 23:13:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Gönül Darlığı</title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/gonul-darligi_5579491.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/gonul-darligi_5579491.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;İnsan bazen öyle gönül darlığına düşüyor ki, adeta boğulacakmış gibi oluyor ve ruh dünyasının bütün bütün karardığını zannediyor. Böyle bir halden kurtulmanın ve kalbdeki düğümü çözmenin çaresi nedir?&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu halin tasavvuftaki unvanı &quot;kabz&quot;dır. Lügat itibarıyla, iç darlığı, tutulma, gerilme, sıkılma, avuç içine alınma, canı çıkacakmış gibi olma manalarına gelen &quot;kabz&quot;, tasavvuf ıstılahında, insanın, sımsıkı bir münasebet içinde bulunması lâzım gelen ebedî feyiz kaynağıyla alâkasının gevşemesi ve mânevî feyizlerinin kesilmesi sebebiyle, kısmen de olsa boşlukta kalması ve kalbinin kasvetle kasılması demektir. Buna karşılık, sözlüklerde yayma, açma, sergileme, ferah-fezâ bir duruma erme şeklinde tarif edilen &quot;bast&quot; tabiri ise, tasavvufta, gönlün genişleyip şenlenmesi ve zihnin en muğlak meseleleri dahi çözebilecek seviyeye yükselmesi, dolayısıyla insanın ilahî lütufları hissetmesi ve yüreğinin neşeyle atması manalarına gelmektedir.&lt;BR&gt;&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;Kâbız ve Bâsıt İsimlerinin Tecellileri&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;Mevlânâ'nın ifadesiyle kalb, tecelligâh-ı ilahî deryasının sahilidir. O deryanın tecelli dalgaları devamlı kalb sahiline çarpar durur. Bunlar ışık tayfları gibi değişik şekil ve boylarda olurlar ve uğradıkları yerlerde kendi keyfiyetlerine göre değişik tesirler hasıl ederler. Bu dalgalardan bir kısmı Cenâb-ı Hakk'ın &quot;Bâsıt&quot; ism-i şerifinin tecellileri olarak gelir. Bâsıt; dilediği kuluna ihsan ve lütuflarını bol bol veren, ona güzel bir hayat, daimi saadet ve geniş rızık bahşeden demektir. Dolayısıyla, Bâsıt isminin tecellisi olan dalgalar kalbi inşiraha gark ederler. O engin deryanın bir kısım dalgaları da &quot;Kâbız&quot; isminden neş'et ederler. Kâbız ise; ihsan ve lütuflarını bazen kısan, istediği kulundan servet ü sâmanı, evlâd ü ıyâli, hayat zevkini, gönül ferahlığını al.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/gonul-darligi_5579491.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 09 Jan 2008 15:48:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kadin haklarini savunanlara....</title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kadin-haklarini-savunanlara_5578621.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kadin-haklarini-savunanlara_5578621.html</guid> 
            <description>&lt;P align=right&gt;Kadın hakları savunucusu kadın, panelin yapılacağı salona giriyor! Geç kalışının özrünü beyan ediyor:&lt;BR&gt;- Af edersiniz, geciktim.&lt;BR&gt;- Hayrola, trafiğe mi takıldınız?&lt;BR&gt;- Hayır hayır, bizim kadın gelmedi de bu sabah, evden çıkamadım, o yüzden geciktim.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&amp;#8220;Bizim kadın&amp;#8221; dediği hizmetçisi. Panel başlıyor, söz sırası hanımefendiye geliyor. Öyle bir üslubu var ki zannedersiniz kadın-erkek birbirine düşman iki farklı yaratık! Üç-beş cümle eğitimden söz ediyor. Kadınların eğitimsizliğinin faturasını İSLAMA çıkarırken; evlilik, nikah, boşanma, mirastan aldığı pay ve sosyal hayattan dışlanması gibi konu başlıklarıyla kadınların yaşadığı sıkıntıları anlatıyor uzun uzun. Ve ilginç bir şekilde gelenekleri, adetleri nasıl oluştuğunu araştırmadan dine yamayarak İslam&amp;#8217;ı suçluyor. Hele hele kadının ekonomik, sosyal hayattan dışlanmışlığını anlatırken söylediği cümle; &amp;#8220;Eve hapsedilip kocasının ve çocuklarının hizmetçisi oldu kadınlar.&amp;#8221; &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Be kadın, kadınlar senin evine gelip pisliklerini temizleyince, pis çamaşırlarını, pis bulaşıklarını yıkayınca ekonomik, sosyal hayata katılmış oluyor da kendi evinde aynı işleri, kendi eşi ve çocukları için yaptığında nasıl sosyal hayattan dışlanmış oluyor? Bize bunu anlatsana hele!.. Buram buram art niyet kokuyor...&lt;BR&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;A href=&quot;http://www.muhakeme.net/kadin-haklari-diye-bagiranlar-t174.html?p=251#post251&quot;&gt;Devami&lt;/A&gt;&lt;/P&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/kadin-haklarini-savunanlara_5578621.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 09 Jan 2008 15:36:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Selamünaleyküm sevgili okurlar</title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/selamunaleykum-sevgili-okurlar_5546881.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/selamunaleykum-sevgili-okurlar_5546881.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Anti diyalog masali adi altinda bir tn blog web sitesi yaptik ve paylasimlarda bulunduk buradan yola cikarakda yeni bir web sitesi kurarak forum adi altinda hep beraber paylasima sunduk &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;icerisinde &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Siyaset&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;gündem haberleri&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;sanat kültür ve edebiyat &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;vs.....&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;bir forum sitemiz bulunmaktadir arzu eden kardeslerimiz gelip paylasimlarda bulunabilir.&amp;nbsp;icerisinde müslümanlik,hristiyanlik,yahudilik kategorileri bulunmakda&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;ve&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Diger dinler adi altindada payasimlari vardir hakkaniyeti en güzel vesile ile olusturmak dilegi ile buyrun ziyaret edin hep beraber olalim &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;A href=&quot;http://www.muhakeme.net&quot;&gt;www.muhakeme.net&lt;/A&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/selamunaleykum-sevgili-okurlar_5546881.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 09 Jan 2008 00:13:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hülyalarımızdaki Yarınlar </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/hulyalarimizdaki-yarinlar_4793755.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/hulyalarimizdaki-yarinlar_4793755.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Geleceği kendi derinlikleriyle duymak, anlamak, şimdilerde hülya gibi görünse de, o bir gerçektir; ama, inanç, ümit, azim ve kararlılıkla beslenen bir gerçek. Hülyalarımızdaki bu gerçeğin en belirgin özelliği ise, herhalde, birkaç asırdan beri elimizden kaçırmış bulunduğumuz huzur, itmi'nân ve sükûnetin avdet etmesi olacaktır. Bunlara geleceğin belirgin özelliği dedim; çünkü günümüzde en çok özlenen onlar. Evet bu ülkede motor gürültüleriyle delik-deşik edilen, klakson sesleriyle yırtılan, radyo çığlıklarıyla paramparça olan ve silah seslerinin tehdidi altında bulunan, katil âvâzı ve mazlum iniltileriyle, her zaman sinelerimizin rikkatinde kendini hissettiren ve bizim de en çok özlemini çektiğimiz şey, işte bu huzur, sükn ve itminândır. Seneler var ki, arzu ve hülyalarımızın onlarla buluşma anlarını bir lezzet gibi duyuyor, bir güzel koku gibi teneffüs ediyor ve bir mûsıki gibi yudumluyoruz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bizimle aynı memeden süt emen hemen herkesin, bazen bir mûsıkiden daha derin tesirlere sahip olan böyle bir sükût ve huzur bekleyişi içinde olduğu ve olacağı kanaatindeyim. Şimdilerde, bir koruya, bir bahçeye, hatta firdevslere girmeye denk böyle bir mazhariyeti, imkânsız görsek de, gelecekte bunun, bizim tabiî ve daimi iklimimiz olacağında -inşâallah- şüphem yok. Günümüzün, karanlık atmosferi içinde bunları hayal görenler, ihtimal bir gün, o huzur ve itmi'nânı teneffüs edip, yudum yudum yudumlarken de onların kadrini bilemeyecek; kim bilir belki de yine karanlık görecek, karanlık düşünecek ve ruh dünyalarında hep kara-kuralarla haşr ü neşr olacaklardır. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Aslında, huzur ve itmi'nân tüten bir hayat anlayışının düşlenmesi, duyulup hissedilmesi, biraz da içinde bulunduğumuz patırtı-gürültü, kin-nefret, kan-irin ve gözyaşlarıyla duman duman çevremizi saran atmosferden sıyrılmamıza bağlı. Evet, halihazırdaki durumumuz itibariyle, huzur, emniyet ve sükûnetten o kadar mahrum bulunuyoruz ki, senenin birkaç ayını, bir koruda, bir koyda, okyanusun enginlikl.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/hulyalarimizdaki-yarinlar_4793755.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 23:37:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hürriyet </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/hurriyet_4793747.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/hurriyet_4793747.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;İnsan var olduğu günden bu yana hep hürriyet arayışı içinde olmuştur. Bu arayış yer yer onun kendi iradesini sezişi ve onu tam gerçekleştirmeye çalışması, zaman zaman da dinle, devletle, hattâ örf, âdet ve ahlâkla savaşması şeklinde cereyan etmiştir ve bu savaş bazen, liberalizmin aldatan şivesiyle, bazen, nihilizmin ifratkâr çığlıklarıyla, bazen ateizmin mütecâviz hezeyanlarıyla, bazen de komünizmin bohemliğe kaçan mülâhazalarıyla ifade edilmiştir. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Evet, başta İngiltere olmak üzere, bazı Avrupa ülkelerindeki işçi hareketlerinde bayraklaştırılan hürriyet düşüncesiyle, on sekizinci asırda Fransız İhtilâli'yle tanıdığımız hürriyet telâkkisi birbirinden farklı olduğu gibi, kapitalistlerin hürriyet anlayışları da komünistlerinkinden çok farklı bir görünüm arzetmiştir. Carlyle ona farklı bakmış.. Goethe onu değişik şekilde tefsir etmiş.. Ruskin onunla alâkalı garip yorumlar getirmiş.. Hölderlin onu sırlı bir büyü gibi göstermiş.. Marx onu insanda hayvânî duyguların salıverilmesi şeklinde anlamış.. Nietzsche ise onunla alâkalı yorumlarını bir çılgınlık felsefesi şeklinde ortaya koymuştur. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Günümüzdeki hürriyet telâkkisi ise, geçmişteki bu değişik mülâhazaların yeniden yorumlanması ve bu yorumlara göre kitlelerin mantık, muhakeme görünümlü, ama his ve hevâ yörüngeli serâzad ve çakırkeyf olmaları şeklinde algılanmaktadır.. ve tabiî böyle bir anlayışın beraberinde bir hayli olumsuzluk getireceği de kaçınılmazdı ve öyle de oldu. Bu dönemde dine karşı farklı bir tavır sergilendi.. milliyet fikri fısk u fücurla eş tutuldu.. tarih ve tarihî hadiseler değişik bir menşûrdan geçirilerek değerlendirildi.. idare, iktisat ve siyaset bütün insanî değerlerin önüne çıktı; çıktı ve insan ekonomik bir hayvan olarak yorumlandı.. hülâsa çağımız farklı bir deha veya çılgınlığın elinde âdeta, bir gariplikler çağı haline geldi. Bu arada, sinema, tiyatro ve edebiyat bu yeni anlayışın propaganda müesseseleri olarak, medeniyetin levsiyatını da güzelliklerini de, tabiî daha .. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/hurriyet_4793747.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 23:36:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İlim Aşkı  </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilim-aski_4793735.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilim-aski_4793735.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Yeniden ilim aşkını ve düşünce iradesini elde etmeye çalışırken, realiteler görmemezlikten gelinmemeli ve tecrübeler de gözardı edilmemelidir. Evet, realite duygusu, aklın nezaretinde, vicdanın kontrolünde; görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma kabiliyetlerimizle aynı çizgide değerlendirilmeli.. ve ilim yuvaları, bilim araştırma merkezleri ve bu istikametteki konferans, sempozyum, panel şeklindeki çalışmalar hep bu düşünceye omuz vermeli ve gönüllerimizde ilim aşkı, ilim heyecanı uyarılmalıdır. Sebepler dairesinde sebeplere riayet bir vazife, onları görmemezlikten gelmek ise bir cebriliktir.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Orta yol, sebepleri gözetmede en küçük bir boşluğa dahi meydan vermeyecek kadar tedbirli ve temkinli olmak, Allah'a itimat ve güvende de başka hiçbir şeye takılmama ölçüsünde mütevekkil bulunmaktır. Sebep-netice, illet-mâlul arasındaki münasebetler muteber sayılmalı ama, düşünce dünyamızda koyu bir determinizmaya da yer verilmemelidir. Olsa olsa orta yol mülâhazalı bir şartlı determinizmaya kapı aralanabilir. Böyle bir tevil esnekliği ne derece mazur görülür bilemeyeceğim ama, bizim dünyamızda da, illiyet ve tenasüb-ü illiyet prensipleri üzerinde bu kadar olsun durulmuş ve değişik değerlendirilmelere gidilmiştir. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Eğer cebri determinizma, aynı sebeplerin, aynı ortamda aynı neticeleri doğurmasının adı ise, şartlı determinizmaya mülâhaza dairemizin açık olduğu kendi kendine ortaya çıkacaktır. Şimdi bu mülâhazaları bizim ölçülerimiz içinde ele alacak olursak, fizik dünyasında cereyan ettiği ölçüde olmasa bile, içtimâiyatta dahi belli nispette sebep-sonuç meselesi her zaman söz konusu olabilir. Bu itibarla da, bugünkü hareket ve davranışlarımızın toplumda, yarın ne tür bir netice vereceğini şimdiden düşünmemiz icap edecektir. Bununla, ferdî ve içtimâi hayatımızın, bir nizam ve âhenk içinde sürüp gitmesi için, önceden bir plânın bulunması ve konuyla alâkalı her şeyin bu plân çerçevesinde gerçekleştirilmesi lazım geldiğini vurgulamak istiyoruz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Evet,.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilim-aski_4793735.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 23:34:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İlim Düşüncesi </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilim-dusuncesi_4793727.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilim-dusuncesi_4793727.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Her zaman bir coşkun sel gibi kükreyerek istikbale akan ve yerinde göz kamaştıran bir bahçeye de benzetebileceğimiz, her yanından canlılık fışkıran bu dünya, insanın mütâlâasına sunulmuş bir kitap, temâşâsına arz edilmiş bir meşher ve nihayet müdahale etme hakkıyla bizlere tevdi edilmiş bir emanettir. Böyle bir emanet karşısında insanın vazifesi ise, mütâlâasına sunulan bu kitabı okuyup perde önünü ve perde arkasını kavrayıp yorumlamak; bu sırlı meşheri tetkik edip ihtiva ettiği mânâları değerlendirmek; ve bu emaneti bugünkü-yarınki insanların yararlanabileceği şekilde işletmek iradesidir. Siz isterseniz, varlık ve insan arasındaki bu münasebete ilim de diyebilirsiniz.. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;İlim, tek başına herhangi bir milletin malı değildir. Hele Batılıların asla.! İlmin çocukluk dönemi ile insanlığın çocukluk dönemi aynı zamana rastlar.. ve aynı düşünce yamaçlarının, aynı gayret vadilerinin ürünüdür. Batı, bilhassa tecrübi ilimleri, yeni bir değerlendirmeye tâbi tutacak olgunluğa ulaştığında, o güne kadar diğer milletlerin düşünce salıncaklarında; hususiyle de Asya kavimlerinin beşiklerinde hem de ne nazla sallana sallana belli bir kıvama gelmiş bulunan bilim, yeni Batı medeniyetinin ilk hamlesi, belki de ilk rampası sayılan Rönesansla, yarınların ilim düşüncesine de açık halihazırdaki şeklini almıştı. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Batı onu, eski kaynaklarından özümleyip alırken, ilim ahlâkıyla alâkalı hususları da ihmal etmemişti. Gerçi o, ilmin neşet ettiği yerleri ve geçiş yollarını belli ölçüde çarpıttı ama, onun menşeindeki ahlâkiliği, aşk u şevki, azim ve kararlılığı ilmin orijini gibi hep göz önünde bulundurdu. Zaten bilim de bir müze malı, bir şöhret plaketi ve başkalarının temâşâsına sunulan bir meşher metaı olarak da alınamazdı. O, içinde geliştiği toplumun damarlarına kan gibi yayılacak ve ona değişen her günün havasını fısıldayacak bir hayat cevheri gibi alınmalıydı.. ve bir ölçüde öyle de alındı. Aksine o, sadece yazılı metinler olarak aktarılacaktı ki, bence kitaplarla, disketle.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilim-dusuncesi_4793727.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 23:33:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İlâhî Günleri Düşünürken</title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilah-gunleri-dusunurken_4793719.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilah-gunleri-dusunurken_4793719.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Ne zaman Yüce Yaratıcı'nın sonsuz kudretine güven ufkundan, nebilerin vaadinde, velilerin yâdında olan günleri, şafakların doğru sözlü şahitleriyle mülâhazaya alsak, geleceği âdeta kendi husûsî rengi ve deseni ile görüyor gibi olur; ümitlerimizin bir kere daha dirildiğini hisseder, bir zamanlar yitirdiğimiz cennetlere doğru uçtuğumuzu sanırız. Varlıklarımız, tabiatın ruhuyla, gönüllerimiz de dinin şefkât ve kucaklayıcılığıyla iç içe olduğu halde uçtuğumuzu sanırız. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Evet, her gün bir emâresi zuhûr eden şafakların da ifade ettiği gibi, önümüzdeki yıllar, şimdiye kadar gelip-geçen günlerden daha içli, daha sıcak ve daha parlak olacağa benzer. Eğer muhalif bir rüzgar esmez ve emâreleri zuhûr eden şafaklar, bizim yanlış stratejilerimizin tozuna-dumanına yenik düşmezse yakın bir gelecekte ülkemiz daha mamur, dünya daha tılsımlı, hayat daha büyülü ve topyekün varlık daha ilâhî bir görünüm arz edecektir. Tarihî tekerrürler devr-i daimi içinde ara sıra zuhûr eden, bizim de eyyâmullah diyeceğimiz o müstesna zaman dilimi, ruhların son haddine kadar açılmasına müsait ve gönüllerimize ebediyet ruhunu duyuracak kadar da renkli olacağı ümidini beslemekteyiz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Kim ne derse desin, biz ne zaman, olacağı olmuşu yüksek kulelerin tepelerinden temâşâ etmişsek, derlenip-toparlanıp yepyeni bir millet olmanın yankılarını, mazi kanaviçesi üzerinde işlenen ümranların ihtişamını, istirdat edeceğimiz milli itibarımızı, devletlerarası müzakerelere esas teşkil edecek konuları, konuşulan sözleri, düşünülen meseleleri ve bütün bunlarla renklenen o sihirli zamanı, onun rikkatini, havasını, ilhamlarını, harikalarını görüyor, duyuyor, hatta yaşıyor gibi oluruz.. isterseniz siz bunlara gönüllerimize sızan ve yer yer heyecanlar şeklinde köpüren imanın, ümidin, azmin ve önsezilerin solukları, söyleyişleri ve haykırışları da diyebilirsiniz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bir bahar geldiğinde nasıl kendine ait renkleri, kokuları, tatları ve sıcaklığıyla gelir; çevremizdeki güller, çiçekler ve çemenler na.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/ilah-gunleri-dusunurken_4793719.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 23:32:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İnanan Gönüller </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/inanan-gonuller_4793714.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/inanan-gonuller_4793714.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;İnsanlık almış başını kinle, nefretle bir yere gidiyor. Herhalde buna &amp;#8220;yuvarlanıyor&amp;#8221; demek daha uygun olur.. neticenin ne olacağını ve bu gidişin nereye varacağını şimdiden kestirmek oldukça zor. Çok kötümser davranıp âkıbetin cehennem olduğunu söylemek doğru olmasa da, cennet demek de biraz fazla iyimserlik olsa gerek. Sîneler öfkeyle atıyor, gururlar çifteli, düşünceler paramparça ve muhâkemeler de derbeder. Diyalog arayışları fevkalâde sun'î ve çıkar hedefli; tartışma ve münazara meclisleri âdeta birer harp meydanı, birer ateş hattı ve birer vahşi arena.. toplumu değişik kamplara bölmek ve kitleler arası gerilimi artırmak için gerekli her şey var. Tavırlar kaba, ifadeler mütecaviz, yığınlar birbirine karşı müsamahasız. &amp;#8220;Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lafz-ı bî-medlûl; / Yalan râiç, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhûl...&amp;#8221; sevinen düşmanlar, ağlayan da milletimiz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bu gidişe &amp;#8220;dur&amp;#8221; demek ve bu yuvarlanışı önlemek için sevgiyle çarpan, müsamaha ile oturup kalkan sînelere ihtiyaç var.. kendini insanlığın dünyevî-uhrevî mutluluğuna adamış &amp;#8220;Gözümde ne cennet sevdası, ne cehennem korkusu; milletimin imanını selâmette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım&amp;#8221; diyebilecek inanmış ve seven sînelere... &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sevgi, insan ruhuna hitap eden sözsüz-kelimesiz evrensel bir lisandır. O, gönülleri büyüleyip kendine çeken, hiç kimsenin hatta en vahşi ruhların bile karşı koyamayıp teslim olduğu sihirli bir güç kaynağıdır.. evet böyle bir güç kaynağıdır ve hiçbir şeyden anlamayan bedevîler bile, onun o yumuşaklardan yumuşak mûnis dilinden mutlaka bir şeyler anlar ve mest olurlar. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sevgide peygamberâne tesirin güç ve sihiri vardır. O, kendine mahsus beyânıyla benliğimizin enginliklerine yağmaya başlayınca, onunla anlatılmak istenen şeyleri rûhumuzun bütün derinliklerinde duyar ve verilecek mesajı hemen kabullenmeye hazır hâle geliriz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Gönüller sevgiyle attığı, çehreler samimiyetle tüllen.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/inanan-gonuller_4793714.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 23:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kalplerin Sultanlığına Doğru </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kalplerin-sultanligina-dogru_4790259.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kalplerin-sultanligina-dogru_4790259.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Son bir-iki asırdan beri insanlık hep ızdıraptan ızdıraba sürüklendi, hep ölüm çukurlarının çevresinde dolaştı ve kurtuluş ararken de hep felaket buldu ve felaketlerle yoğruldu. Bu meş'ûm zaman diliminde, dünyanın hemen her yerinde toplumları idare eden güç, devletlerden, hükümetlerden daha ziyade, şahısların, grupların, sınıfların, holdinglerin, mafyaların kazanç hırsı ve ikbal arzusu oldu. Tabiatiyle, böyle bir dünyada, her şeyin kıymet hükmünün para ve yaşama seviyesiyle ölçüleceği de bir gerçekti. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Evet gerçek değerlerin alt-üst olduğu böyle bir dünyada, insanların itibarlarının, onların paralarıyla, servetleriyle, yazlık-kışlık villalarıyla ölçülmesi gayet tabiiydi.. ve öyle de oldu; maddî varlık ve imkânlar küstah bir glâdyatör gibi ellerini yukarıya kaldırarak, ilim, fazilet, düşünce ve cesaretin üzerinde tepindi ve onları yendiğini ilân etti. Oysa ki, servet u sâmân, ilim, akıl, fazilet ve cesaretle birleşince bir değer ifade etse de, tek başına kaldığında bir şeye yaradığını söylemek oldukça zordur.. hatta ondan da öte bazen bir canavarlık vesilesi haline gelmesi bile söz konusu olabilir. Ne acıdır ki, günümüzde, toplumların gerçek hayat dinamikleri sayılan bilgi, düşünce, ahlâk ve cesaret gibi hususlar, şayet maddî imkân ve kazanca dönüştürülemiyorsa fantezi ve aptallık emâresi sayılmakta. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Halbuki eğer, bir toplumu teşkil eden fertler, hayat projelerini beden ve cismâniyete göre plânlıyor, ömürlerini zevk u sefâ vadilerinde sürdürüyor, zenginlik ve refahtan başka bir şey düşünmüyorsa, böyle bir toplumda, çalışkan, azimli, mâhir ve sağlam karakterli insanlar kadar, hatta onlardan da fazla, gayesizler, düzenbazlar, çıkarcılar, heyecansızlar, iki adım ötesini göremeyen miyoplar ve cahiller hâkim duruma gelir. Bu da, ahlâk ve fazilet telakkisinin, sanat düşüncesi ve tecrübenin, dolayısıyla da ülke ve millet için yararlı karakterlerin ve yüksek performansların dışlanması demektir. Şimdilerde ülkemiz dahil, dünyanın hemen her yerinde böyl.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/kalplerin-sultanligina-dogru_4790259.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 15:37:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kollektif Şuur </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kollektif-suur_4790246.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kollektif-suur_4790246.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;IMG title=&quot;Kollektif Şuur&quot; height=90 alt=&quot;Kollektif Şuur&quot; hspace=6 src=&quot;http://tr.fgulen.com/images/stories/eser_10630.jpg&quot; width=118 border=0&gt;Milletlerin hayatında en buhranlı dönemler, içtimaî değişim ve yeniden tekevvün aralıklarında görülür. Tıpkı bazı canlıların geçirdiği &quot;metamorfoz&quot; hâdisesine benzer şekilde, yenilenme süresince sancılar, sıkıntılar, zincirleme infialler, bazı şeylerin atılıp yeni bazı şeylerin geliştirilmesi gibi... Kitleleri gerilime sevk eden hâdiselerle, toplumda ferdî ve içtimaî bunalımların yaşanması kaçınılmaz olur. Bir de, yapılacak işler, daha önceden denenmiş bir kısım sabiteler esas alınarak yapılmıyorsa, dünya kadar yanlışlıklara girilebilir.. yer yer mantık ve muhâkeme hisse yenik düşebilir.. varsa, şöyle-böyle uyulması düşünülen plânlar, onların dışına çıkılabilir.. ve sığ, küçük projelerin dar çerçevesi içinde umumî âhenk bütün bütün altüst olup, genel tasavvur ve düşüncelerin hilâfına akla-hayale gelmedik handikaplarla karşılaşılabilir; dolayısıyla da yığınlar, hattâ onları idare edenler, aklî ve mantıkî olmaları gerektiği yerde &amp;#8211;günümüzde çokça müşahede edildiği gibi&amp;#8211; hissî hareket ederek yapma kuşağında çeşit çeşit yıkmalara sebebiyet verebilirler. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Milletlerin yeniden yapılanma veya inkılâp dönemlerinde, sık sık &quot;kaderdenk noktalarının&quot; yaşandığı çokça görülen hâdiselerdendir. Evet, her şey olabilme imkânları söz konusuyken, kitlelerdeki heyecan ve zirvedekilerdeki hırs yüzünden, o ana kadar gerçekleştirilen her şeyin yıkılıp gittiği ve yeniden başa dönüldüğü hiç de az görülen vak'alardan değildir. Bir kere, değişim ve inkılâp dönemlerinde, fertler, normal zamanlardaki durumlarından daha farklı bir hâl alır: Belli istikamette hareket eden, bir yerlere varmak isteyen, çevresindeki her şeyi de alıp aynı yöne sürükleyen kitlenin ayrılmaz bir parçası olarak tamamen ferdîlikten sıyrılır ve mâşerî bir varlık hâline gelirler. Artık böyle zihnî bir değişiklik geçiren bu insanlar, akıl.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/kollektif-suur_4790246.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 15:36:01 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kutlu Zaman Dilimi Üç Aylar </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kutlu-zaman-dilimi-uc-aylar_4790234.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kutlu-zaman-dilimi-uc-aylar_4790234.html</guid> 
            <description>
&lt;p&gt;Üç ayların kendilerine mahsus bir tadı bir şivesi vardır ki, onları yılın diğer aylarından ayırır.. her ayın güzellik ve nefâsetinin zâhirî duygularımızla hissedilip yaşanmasına mukâbil, bu müstesna zaman dilimi kalple ve bâtınî duygularla yaşanır. Bu aylarda gönül dünyalarına yönelen insanlar, iman ve iz'anlarından fışkıran ışıklarla eşyanın perde arkasını süze süze, duygularıyla, içinde ebedî bir ömür sürecekleri firdevslere uyanmış ve ulaşmış gibi olurlar. Onlar için bu aylardaki günler, geceler, hatta saatler ve dakikalar âdeta bir başka büyüyle gelir-geçer; gelip geçerken de derecesine göre herkese mutlaka bir şeyler fısıldar. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu aylarda zaman hep uhrevî renklerle tüllenir.. insanlar tıpkı öbür âlemin sakinleriymişçesine mûnisleşir ve sırlı bir derinliğe ulaşırlar. Herkes kendi iç derinliklerinden olduğu gibi, varlığın sînesinden de ukbâ buudlu bir şiiri dinler ve yığın yığın hülya ve hatıraların, beklenti ve rüyaların gurup ve tulû'larında dolaşır. Yer yer hüzünlü, zaman zaman da neşeli tedâileriyle üç aylar, bize hem yitirilmiş bir cennetin hasretini hatırlatırlar hem de buğu buğu onu yeniden bulabileceğimiz ümidiyle bütün benliğimizi sararlar. Evet, hayatımızın her dakikasını ayrı bir saadet ve neşeye, ayrı bir gerilim ve hamleye çeviren bu günlerdeki hâtıra ve tedâiler, duygularımızı sessiz bir şiire, hayatlarımızı da sihirli bir güzelliğe çevirirler. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Biraz da üç aylardaki nurların gönüllere sinmesiyle sokaklardaki ışıklar, minarelerdeki mahyalar, her taraftaki rûhânî canlılık ve ma'bedlere koşan insanların simalarındaki letâfetle dünyadakinden daha çok cennetteki zamanları hatırlatan bu nûrefşan zaman dilimi, kadrini, kıymetini bilenlere ayrı ayrı lezzetler ve zevk-i rûhânîler sunar. Evet o, imanı, İslâm'ı, ma'bedi ve ibadeti duyup anlayanları; marifet, muhabbet ve ledünnî hazlara açık olanları, değişik dalga boyundaki ışıklarının renkleri, latîf latîf esen havasının incelikleri, uğradığı herkesi büyüleyip geçen zam.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/kutlu-zaman-dilimi-uc-aylar_4790234.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 25 Dec 2007 01:36:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kuvvetin Çılgınlığı </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kuvvetin-cilginligi_4790228.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/kuvvetin-cilginligi_4790228.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Bir dünyada yaşıyoruz ki, ışık-karanlık iç içe, nur ve kir bir arada, ahlâk ve fazilet lâahlâkilikle atbaşı, buğu buğu nezahet levsiyat tufanına karşı ve ümitler adım adım inkisarların arkasında.. evet zamanın hiçbir diliminde, bu çağda olduğu ölçüde, böylesine ürpertici bir hacimde, bu denli sistemli ve bu çapta baş döndürücü bir çözülüş ve oluşum mütekabiliyeti yaşanmamıştır. Her şey âdeta, şimşek süratinde ve gök gürültüsü dehşetiyle o kadar hızlı ve o kadar tepeden inmece cereyan ediyor ki, birbirine zıt düşüncede olanlar, ümit ya da inkisarlarını, kabul veya tepkilerini, ifade edebilme fırsatını dahi elde edemiyorlar. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Güç ve kuvveti temsil edenler, teknolojik imkânları kin, nefret ve hırslarının emrine vererek, geçmiş dönemlerde bir asra sığıştırılamayan yakıp yıkmaların en korkuncunu birkaç güne sıkıştırabilmekte ve bir hamlede en sağlam sistemleri yerle bir edebilmekte, bir nefhada rejimleri değiştirip yerlerine yeni rejimler ikâme edebilmekte ve kaş-göz arasında en köklü düşünce tarzlarını, en metin anlayışları toz-duman ederek yığınları mesnetsiz hale getirebilmekte, inançlara had koyup düşünce hürriyetini sınırlayabilmekte; bilhassa son zamanlarda medyanın gücünü de yanlarına alarak hakkı bâtıl, bâtılı hak göstererek toplum çapında bir değerler kargaşası meydana getirmektedirler. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Dünya var olduğu günden bu yana, zamanın hiçbir döneminde insan şahsiyeti, insan onuru, din, milliyet, aile, ahlâk, fazilet ve hukuk mefhumları bu ölçüde lâubâlilikle ve böylesine bir insafsızlıkla mercek altına alınmamış, sorgulanmamış ve kara-kuşi kararlarla mahkûm edilmemiştir. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bütün bu olumsuzlukların yanında bence, binbir çarpıklığın iç içe yaşandığı bu çağın en belirgin özelliği; hakkın kuvvete feda edilmesi, menfaat mülâhazasının bütün değerlerin önüne çıkması, katı ırkçılık düşüncesinin evrensel değerlerin yerini alması, milli ve milletlerarası problemlerin kaba kuvvetle çözülmeye çalışılması gibi hususlardır. Gerçi kuvvetin de bir hikmet-i vü.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/kuvvetin-cilginligi_4790228.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 15:34:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Namaz </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/namaz_4790219.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/namaz_4790219.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Namaz müminin miracı, mirac yolunda ışığı-burağı.. yollardaki inanmış gönüllerin sefinesi-peyki-uçağı.. kurbet ve vuslat yolcusunun ötelere en yakın karargâhı, en son otağı, gaye ile hemhudut en büyük vesilelerden biridir. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Kıyamet gününde, ak alınlı, aydın bakışlı; secde ve abdest uzuvlarındaki emarelerle öndekilerden de önde; elleri, yüzleri tertemiz, vicdanları göktekilerin iç âlemleri kadar nezih olmanın yolu da yine namaz ve namaz öncesi amellerden geçer. Aynı zamanda, Allah'a yakınlığın ayrı bir ünvanı da sayılan ve çok farklı derinlikleri bulunan bu namaz ibadetine; kulluk düşüncesine kilitlenip ömrünü Hakk karşısında geçirme mânâsına ribati da diyebiliriz. &lt;BR&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Abdest &amp;#8211;ileride müstakillen ele alınıp işleme düşüncesi mahfuz&amp;#8211; namaz yolunda ilk tembih ve en birinci hazırlık; ezan ise &amp;#8211;o da müstakillen anlatılmalı&amp;#8211; ikinci uyarı ve önemli bir &quot;metafizik gerilimi yoludur. Abdestle, bedeni nâpâk şeylerden ve sezildik-sezilmedik menfîliklerden arınan insan, ezanla vicdan ve tasavvurlarını dinler.. ilk kılacağı namazla da özündeki sesi-soluğu bulmaya çalışır.. ve ancak cemaatle gerçekleştirilebilecek büyük hareketin startını beklemeye koyulur. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;İnsanı, arşiyeler gibi döndüre döndüre sonsuzluğun semâlarında dolaştıran ve götürüp tâ melekler âlemine ulaştıran mirac enginlikli bu mübarek ibadet, günde beş defa kendimizi içine salıp yıkanacağımız bir çay gibidir ki, her dalışımızda bizi hatalarımızdan bir kere daha arındırır; alır ummâna taşır ve sürekli başlangıçla son arasında dolaştırır ki, bu da buudlarımız dışında bir uhrevîleşme ve ebedîleşme temrinâtı demektir. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Namazla, gece-gündüz sırlı bir taksime tâbi tutulur. Hayat, ibadet eksenli bir zaman anlayışına göre tanzim edilir.. ve bu sayede davranışlarımızın, Hakk murâkabesi altında hüsn-ü cereyanı sağlanır.. derken, ibadet dışı hareketlerimiz de, ibadet halini alır.. ibadet rengine bürünür.. ve yeryüzündeki fâni hayatımız göklerdekilerin rengiyle tülle.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/namaz_4790219.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 15:33:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Olanlar ve Olması Lâzım Gelenler </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/olanlar-ve-olmasi-lazim-gelenler_4790213.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/olanlar-ve-olmasi-lazim-gelenler_4790213.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Son bir iki asırdan beri devam edegelen terslikler yüzünden, milletin mecâlsiz bakışlarında hayret dolu bir sabır, dehşetle tüllenen bir şefkat, endişe tüten bir temkin, dudaklarında duâ ve yüreğinde heyecan eksik olmadı.. ve mevcut şartlar itibâriyle de eksik olacağa benzemiyor. O, şu anda da en amansız hafakanların pençesinde köpürüp dururken, kendi kendine: 'Oturup ölümümü mü beklesem, kalkıp bir çare mi arasam, Hakk'a yönelip yakarışa mı geçsem, yoksa teselli buudlu şu mevcut çarelerle yoluma devam mı etsem?' diye mırıldanıyor.. ve mânâlı-mânâsız insiyakların gel-gitleri arasında çalkalanıp duruyor. Onun bu çaresizlik ve inkisârına karşılık, günübirlikçiler, gününü gün etme sevdâsında; yığınlar, olabildiğince sorumsuz, sorumsuz oldukları kadar da insan ve imkân israfı içinde; din ve millet düşmanlarında her müspet hamleyi baltalama gayreti; her zaman aldanabilen kitlelerde ise, bir orada, bir burada yüzüp-gezmeler.. işte insanımızın yakın geçmişi itibâriyle makus kaderi! &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bu karanlık dönemde mantık, bütün gücüyle bir aldatma ve demagoji vâsıtası; bilim, 'dediğim dedik' saplantılarıyla tezyîfkâr bir müstebit; kuvvet, her şeyi hâkimiyeti altına alma ve her şeye hükmetme azgınlığı içinde.. ve bütün bunlara mukabil halkın vicdânı ise, akla-hayâle gelmedik baskılar altında inim inimdi. Bu dönemde, din hissi, birilerince, başı sıkışan kimselerin kullanabileceği büyülü bir kredi kartı kabul ediliyor, buna karşılık hakîkî dindarlık ise, dünyada yeri olmayan bir muammâ gibi gösterilmek isteniyordu. Daha garibi de, bütün bunlar, çağdaşlık hezeyanları içinde ve millete, millî değerlere rağmen yapılıyordu. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Doğrusu, çeşit çeşit yokluklar kıskacında ve gerçek insan nedretiyle kıvrandığımız bu karanlık dönem, gelecekte hep tedâî ettirdiği ürpertilerle hatırlanacak ve tarihimizin kara günleri olarak anılacaktır.. olması gerekli olan şeylere hasret, olmaması lâzım gelen çarpık düşünce, çarpık anlayış ve çarpık davranışların ağında inleyip .. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/olanlar-ve-olmasi-lazim-gelenler_4790213.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 15:32:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Sitem ve Beklenti</title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/sitem-ve-beklenti_4788207.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/sitem-ve-beklenti_4788207.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;İnsanımız, ümit ve inkisar içinde, gözleri dolu dolu kendini düzlüğe çıkaracak Heraklit'ler bekliyor. Seneler var ki, bu milletin öz evlatları olan bizler, onun aşk u nefretiyle dopdolu gönüllerimizde, birer çığlığa dönüşen heyecanlarımızı hep haykırmak istiyor; ama bir türlü haykıramıyor ve yutkunuyoruz. Her gün birkaç defa kendimizi var olma hülyâlarına salıyor, sürekli yokluğa çarpıyor ve her çarpışta da iki büklüm oluyor ve inliyoruz. Biz hepimiz, genç-ihtiyar, tahsilli-tahsilsiz, talebe-hoca, esnaf-memur dünya kadar beklentileri olan aynı kitlenin sağa-sola saçılmış parçaları, yıllardan beri fırtınalar içinde yalpa yapıp duran aynı geminin ızdıraplı yolcuları ve bir türlü ardı-arkası kesilmeyen hâricî-dâhilî baskıların ve amansız, imansız saldırıların ezip ezip geçtiği zamanzedeleriz. Kendimi bildim bileli ömrümüz hep çekiç-örs arasında, duygu ve düşünce hayatımız da balyozlar altında geçti.. yeni bir &amp;#8220;ba'sü ba'de'l-mevt&amp;#8221;le doğrulup kendimize geleceğimiz ve kendimizi yenileyeceğimiz âna kadar da, milletçe bu cendere içinde kıvranıp duracağa benzeriz. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Kendimize gelmemiz, kendimizi yenilememiz gelecekteki varlığımızın ön şartları olsa da, yeni bir tekevvün ve yeni bir âlem için yeni mülâhazalara ihtiyaç olduğu da bir gerçek. Yoksa, düşünce ve tasarılar, plân ve projeler havada kalır. Öyle olduğundan dolayı değil mi ki, pek çoğumuz itibariyle, senelerden beri hep havanda su dövüyoruz. Rica ederim, onca atıp-tutmalara, onca tumturaklı beyanlara rağmen, üslup ve idare tarzında herhangi bir yenilikten söz etmemiz mümkün mü? &amp;#8220;Her problemi çözdük ve çözüyoruz&amp;#8221; iddialarımızın üzerinden bunca yıl geçtiği halde, hâlâ bir kısım millî, içtimâî, idârî ve iktisâdî sıkıntılarla kıvrım kıvrımız. Plânsızlığımız, yetersizliğimiz, kararsızlığımız itibariyle zannediyorum, hâlâ meşrûtiyet yıllarının sisli vadilerinde dolaşıyoruz. Grup ve parti çekişmelerinde hep o bildiğimiz eski inat.. fert ve zümre çıkarlarında yıkılış dönemimizd.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/sitem-ve-beklenti_4788207.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 01:02:01 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Süleymaniye</title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/suleymaniye_4788202.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/suleymaniye_4788202.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Süleymaniye, muhteşem günlerin hâtırâları üzerinde devâsâ bir menşûr ve sanatın ma'bedde zirveleştiği, ma'bedin gerçek sanatla buluştuğu kristal ruhlu granit bir yapıdır. O, Mehmet Akif ve Yahya Kemal gibi iki şiir üstadı ve sanat dâhîsinin duygularını besteleştirdikleri bir güfte ve şanlı dünlerimizin dili dudağı sessiz bir bedîiyyat tercümanıdır. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;1550'li yıllarda Sinan'ın sanat dünyasına iki şaheser armağanı vardır: İstanbul Süleymaniye Külliyesi, Şam Süleymaniye Külliyesi. İkisi de, adına inşâ edildikleri Muhteşem Süleyman'ın ihtişamını aksettirecek seviyededir. Şam'daki külliye, Sinan'ın bir kalfası tarafından kontrol edilir. Baraka Irmağı kıyısında hac kafilelerine hizmet vermek için plânlanmış bulunan Şam Süleymaniye Külliyesi; camii, aşhanesi ve kervansaraylarıyla plâna esas teşkil edecek mahiyette entegre bir tesistir. Bu muhteşem külliye, tesis gayesini gerçekleştirmedeki mükemmeliyeti, mimârîsi, hizmetleri ve daha sonraki ilâveleriyle başlı başına sultanî bir eserdir ve müstakil bir araştırma ister... &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bizim şimdiki konumuz İstanbul Süleymaniye Camii.. geniş külliye halindeki müştemilâtıyla Süleymaniye, yerleşik belde mimârîsinin en güzel örneklerinden biri, belki de birincisi.. Fatih Külliyesi'nin geliştirilmiş, olgunlaştırılmış mütekâmil bir örneği ve inançtan muâmeleye uzanan çizgide duygu ve düşünce dünyamızın tahaccür etmiş, granitleşmiş bir ehramı gibidir. Zaten öyle olması hedeflenerek inşâ edilmişti. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;&amp;#8220;En güzel ma'bedi olsun diye en son dinin,&lt;BR&gt;Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin&amp;#8221;&lt;/STRONG&gt; Yahya Kemal &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sübyan mektebinden yüksek eğitim veren medreselere, imarethânelerden hamamlara, şifâhâneden dâru't-tıbba kadar topyekün bir hayatı kucaklayan Süleymaniye Külliyesi, bütün o geniş gâyeli mekânları, bu mekânların tıpkı zincirin halkaları gibi birbiriyle irtibatı, el ele, omuz omuza ve diz dize bir sanat armonisi içindeki bütünlüğüyle âdeta bir h.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/suleymaniye_4788202.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 01:02:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Sürat Çağı veya Tekarüb-i Zaman </title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/surat-cagi-veya-tekarub-i-zaman_4788196.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/surat-cagi-veya-tekarub-i-zaman_4788196.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Bu asrın bir sürat asrı olduğunda şüphe yok. Böyle sürat yörüngeli bir dünyanın, hemen her yanıyla çok değişik şeyler getirdiği veya vaadettiği de bir gerçek. Bir zümre için refah, mutluluk, rahat ve rehâvet.. herkes için tasarı ve aksiyon arasındaki sürenin daralması, mesafelerin büzülmesi, hızla hedefe ulaşılabilmesi veya beklenmedik şekilde bunun engellenmesi.. birdenbire harplerin zuhuru ve uzlaşmaların gerçekleşmesi.. işte süratle gelenler! kim bilir belki de ileride hadiselerin ışık hızıyla cereyan ettiği bir dünya ile tanışacağız; tasavvur ve tahayyüllerimizi aşan böyle bir dünyanın vâridâtı ve tehditleri kurgu bilimlerin mevzuu olsa da hakka ve adalete teslim olmamış bir hızdan, insanlar ürpermeli.! &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sürat, mekânın var oluşuyla başladı ve insanın yaratılmasıyla da idrak edildi. İlk defa insanoğlunun ayağında tanıdığımız ve tanıştığımız sürat, daha sonra onun beyin ve muhâkemesine sıçrayarak gelişmesini ve genişlemesini hep artırarak, şimdilerin muhakkak ve geleceğin baş döndürücü muhtemel hızına doğru yürüdü. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Evet, sürat önce insan ayağı, ehlîleştirilen hayvanların sırtı, tekerlekli arabalar, derken pedallı ve motorlu vâsıtalara uğrayarak geldi, modern makinelerin sırtına binerek yoluna devam etti. O bugün, bütün hızıyla mesafeleri fethetme veya sıfırlamaya doğru koşuyor. Zaten, ses ve görüntü nakli, cisimlerin intikalinin fersah fersah önünde. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Süratteki bu gelişme, aynı zamanda beraberinde bir kısım kolaylık, rahatlık ve konforu da getirdi. Hatta zaman zaman bunlar; süratin önüne geçtikleri de oldu. Bu kabil dengesiz gelişmelerin, gerçek insanî değerler adına zararı mı oldu, yararı mı? Bu husus ileride, teknolojik gelişmelerle, maddî-mânevî insanî değerlerin, yer ve konumları mukayese edileceği daha farklı bir platformda ele alınabilir. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Çağımız itibariyle süratin en baş döndürücüsünü elektrikle ve ışıkla tanıdık. Öyle ki bir taraftan otobüsler, gemiler, trenler, uçaklarla ve bir yakın gelecek itibariyle feza gemileri, m.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/surat-cagi-veya-tekarub-i-zaman_4788196.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 01:00:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Toprak</title>
            <link>http://diyalogperspektif.blogcu.com/toprak_4788190.html</link>
            <guid>http://diyalogperspektif.blogcu.com/toprak_4788190.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Dış yüzü itibariyle ve sathi bir bakışla toprak; yer kabuğunun atmosferle teması sayesinde peşi peşine sırlı şekillenişi, bitki ve hayvanlara var olma ve yaşama ortamı teşkil edecek mahiyetteki kucaklayıcılığı ve sıcaklığı, bir miligramıyla milyarlarca canlıya dâyelik yapan zenginliği, bir hektar genişliği ve on santim derinliğindeki bir parçasında tonlarca bakteri barındıran civanmertliği, bakterilerin fıtri vazifelerini rahat görebilmeleri için mini böceklerin ve solucanların sürekli hallaç edip işledikleri, parçalayıp bakterilere sundukları pek çok ilâhi tecellinin aynası öyle muhteşem bir tezgâh, öylesine sırlı bir kimyahane ve iç içe öylesine baş döndürücü canlı bir biyoloji laboratuarıdır ki, aynadarlığı ve gördüğü hizmetler açısından bütün semalara denk tutulsa değer... &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bu itibarla da denilebilir ki toprak, bütün kâinatların ve hususiyle de yerkürenin en değerli unsuru, en sihirli maddesidir.. ve hava-su-ziya bir mânâda onunla kâimdirler ve onun için vardırlar. Onun bu öneminden ötürüdür ki, bağrında biz ve bizimle alâkalı milyonlarca varlığın neş'et edip geliştiği bu mütevazi fakat semaları aşkın unsurun, Kur'ân-ı Kerim'de sık sık üzerinde durulur.. âdeta bütün göklere denk tutulur.. mebdeimiz olarak tebcil edilir.. ukbâya ulaştıran bir köprü, bir liman, bir rampa olarak da hep dikkatlerimize sunulur.. sunulur ve satır aralarında onunla temsil edilen ilim, hikmet, inâyet hatırlatılmak üzere ...bundan sonra O, yeryüzünü yayıp döşedi.. ondan suyunu, otlağını çıkardı. Dağları direkler olarak oturtup (arzı) sağlamlaştırdı (Nâziât, 30-32) buyurulur ve yerküre ile atmosfer arasındaki münasebet arz tabakalarının kendi içinde suları muhafaza edecek mahiyetteki tanzimi, sonra belli bir mizân ve nizamla o suların dışarıya püskürtülmesi, bundan nehirlerin meydana gelmesi, bu nehirlerden de bağ ve bahçelerin sulanması, sonra da bütün bu suların değişik zeminlerde buharlaşarak yeniden emre âmâde hâle gelmesi ihtar edilir ki; Kur'ân'da bu ç.. ( &lt;a href=&quot;http://diyalogperspektif.blogcu.com/toprak_4788190.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 12 Dec 2007 00:59:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://diyalogperspektif.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>